Prof. Dr. Serdar Tezelman

Mavi Yelken Kulübü Dergisi ile Söyleşi

Sayın Serdar Tezelman çok başarılı bir cerrahsınız, dünyada birçok ülkede troid hastalığı teşhisi ve tedavisinde adınızdan söz ediliyor, bunu neye bağlıyorsunuz?

Genel Cerrahi çeşitli dalları içeren son derece geniş bir alanı kapsar. Genel Cerrahinin içinde belli bir konuda kendinizi yetiştirip Genel Cerrahi Uzmanlığı yanında spesifik bir dalda da özel eğitim alarak kendinizi geliştirebilirsiniz. Her konuda fikir yürüten aslında kendini bir konuda yetiştirememiş anlamına gelir. Akademik olarak çalıştığınız zaman, bilgi ve beceri yönünden yoğunlaştığınız konuda uzman olmak, o konuda size belli bir üstünlük ve ayrıcalık sağlar. Akademisyen olduktan sonra bir konu beni çok etkilemiştir. Asistanlığım ve başasistanlığım döneminde katıldığım uluslararası toplantılarda hep dinleyen oluyorduk. Oysa ki bir çok konuda cerrahi deneyimiz çok fazlaydı. O zaman kazandığınız deneyimlerde sonuçlara ulaşmak rastlanabilinecek problemlere çözüm üretebilmek için niye bizi dinlemesinler diye soruyordum. Dünyada benim uzmanlık alanımda en iyilerin kimler olduğunu saptayıp, onlardan birinin yanına gitmeğe ve Endokrin cerrahisi ile ilgili üst ihtisas yapmağa karar verdim. Bilahare bu süreçin sonunda çalışmalarımız ve araştırmalarımız uluslararası dergilerde yayınlanmaya başladı.

Endokrin cerrahisini seçmenizde sizi etkileyen ne oldu?

Endokrin Cerrahisi kalite kontrolün en yüksek olduğu, çok titiz ve özenli çalışmayı gerektiren bir daldır. Ülkemiz tiroid hastalığının yaygın olarak görüldüğü WHO tarafından da endemik bölge olarak kabul edilen bir yerdir. Endemik olarak nüfusünün % 10 undan fazlasında tiroid hastalığı veya problemleri görülen yerler endemik bölgeler olarak kabul edilir. Genel Cerrahi ihtisasımı yaptığım İstanbul Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı da Endokrin Cerrahisi ameliyatlarının en çok yapıldığı sadece Türkiye’de değil aynı zamanda Dünyada sayılı kliniklerden biridir. Bunlardan etkilenmemek mümkün değildir.

Tiroid hastalığı nasıl ortaya çıkar, türleri ve belirtileri nedir?

Vücutta metabolizma açısından yaşamsal bir işlevi üstlenen tiroit bezinin fonksiyonları genetik, çevresel faktörler, iyot eksikliği, ve yaşlanma gibi etkenlere bağlı olarak bozulabiliyor. Tiroid hastalıklarına kadınlarda daha sık rastlanır. Ancak erkeklerde görülen tiroid nodüllerin de kanser olasılığına daha sık rastlanmakta olup kadınlarda % 10 olan nodüllerde kanser görülme olasılığı erkeklerde ise % 20 ye kadar çıkar. Tiroid bezinin çok farklı hastalıkları var. Kaba bir sınıflama ile tiroid hastlıklarını organik bozukluklar (nodül, kanser gibi) ve fonksiyonel olmak üzere iki gruba ayırmak mümkündür. Tiroid bezinin fonksiyonel hastalıklarından olan hipotiroidide tiroid hormonlarının sentezi ve salgılanması azalmıştır. Halsizlik, yorgunluk, isteksizlik, depresyon, kabızlık, saç dökülmesi, ciltte kuruluk, ödem ve kilo artışı gibi belirtiler verir. Tiroid bezinin fazla çalışması halinde ise hipertiroidi (zehirli guatr) görülür. Bu durumda hastalarda çarpıntı, sinirlilik, aşırı terleme, yerinde duramama, ishal, aşırı agresiflik gibi belirtilere rastlanır.

Teşhisi nasıl gerçekleşir?

Kanda bakılan tiroid hormonları ile tiroidin fonksiyonu saptanır. Tiroid bezinde organik bir hastalık olup olmadığını anlamak için başlıca iki yöntem kullanılır “tiroid sintigrafisi” ve “tiroid ultrasonografi”. Sintigrafi ile soğuk ve sıcak nodülleri saptanır. Soğuk nodüllerde kanser görülme olasılığı söz konusudur. Sıcak nodüller aşırı tiroid hormonu salgılanmasına yani hipertiroidiye yol açar ve bu tip sıcak nodüllerde kanser rastlanma olasılığı ise % 1 in altındadır yani çok seyrektir. İyi ve deneyimli biri tarafından yapılan Ultrasonografi ile nodülün kanser olup olmadığı görülebilmesini sağlayan bazı kriterler tespit edilebilir. Bu durumda ultrasonografi eşliğinde bu tip risk taşıyan nodüllerden ince iğne ile aspirasyon biyopsisi yapılarak hücreler incelenir. Biyopsi sonucunda tiroid kanseri veya kanser şüphesi uyandıran veya gelişme riski taşıyan hücreler saptanırsa ameliyat kararı verilir.

Tedavi yöntemleri nelerdir?

Tiroid bezinin az veya fazla çalıştığı durumlarda tiroid fonksiyonlarını normalleştirmek için ilaç tedavisi uygulanır. Hipertiroidi durumunda ise hasta ilaç tedavisine cevap vermezse halk arasında atom tedavisi denilen radyoaktif iyodla tedavi veya seçilmiş vakalarda cerrahi tedavi uygulanır. Hipertiroidi durumunda birtakım farklı patolojik yapılanma gösteren tiroid bezleri olabilir ki böyle durumlarda atom tedavisi ile etkin sonuç alabilmek mümkündür. Aşırı büyük olanlarda , soğuk nodül içerenlerde, gözlerde ileri doğru çıkma yapan hallerde, veya medikal tedavi sonrası tekrarlayan vakalarda ise cerrahi tedavi diğer bir seçenektir. Tiroid bezi hastalıkları içinde organik rahatsızlıklar vardır. Tiroid fonksiyonu normal çalışıyor olabilir ancak, üzerinde yumrular yani nodüller oluşmuştur ve bunlar soğuk ise kanser riski taşıyabilir. Tiroid cerrahı olarak, hangi hasta riskliyse onu ameliyat ederiz. Herkesi her tiroid nodülünde ameliyat etmek bir çözüm değildir. Burada seçici davranmak gerekir. Örneğin tiroid yetmezliği durumunda, tiroid hormonu takviyesiyle rahatsızlığın önüne geçilebilirken, nodül oluşmuş kanser riski taşımakta olan, yapısal özelliğinde bazı değişiklikler meydana gelmiş bir guatr için medikal tedaviden ziyade cerrahi tedavi düşünülür. Tiroid nodülü çapı 4 cm i geçtiği zaman ince iğne biopsisi ile kanser saptamak güçleşir daha doğrusu doğruluk oranı azalır ki böyle durumlarda kesinlikle cerrahi tedavi uygulanır.

Tiroid cerrahisi nedir?

Tiroid cerrahisi, tiroidle ilgili hastalıkların tedavisinde kullanılan bir tedavi yöntemidir. Yapılan klinik çalışmalarda ülkemizde halkın % 33-40 ında tiroid ile ilgili problemlere rastlanmaktadır. Ancak bu problemlerin sadece % 4 ü cerrahi tedavi uygulanabilenlerdir. Tiroid ameliyatlarında komplikasyonlara da rastlanır. Kanama, kalıcı veya geçici ses kısıklığı ile ses yorgunluğu, ve kalıcı ve/veya egçici kalsiyum düşüklüğü gibi ciddi komplikasyonlar görülebilir. Deneyimli endokrin cerrahisi ile uğraşan cerrahlar tarafından bu ameliyatlar yapılırsa komplikasyon oranı %1 in altındadır. Bu nedenle bu tür ameliyatların tiroid cerrahisinde yetişmiş cerrahlar (endokrin cerrahı) tarafından yapılması gerekir.

Kimler risk altında tiroid hastalığına yakalanma konusunda, denizciler denizde yoğun iyot alıyor diye biliriz ama siz ne dersiniz?

Havadan solunan iyodun etkisi olmaz. İyoda maruz kalma ençok yediğimiz tuzlarla daha az olarak deniz mahsülleriyle olabilir. İyoda hepimizin ihtiyacı vardır. İyod eksikliğinden ülkemizde guatr endemik olarak rastlanmaktadır. Ancak iyodun zararı sadece hipertiroidisi yani tiroid bezi fazla çalışanlarda olabilir. Çünkü hipertiroidizmde fazla tiroid hormonu salgılanması söz konusudur siz ayrıca iyod alırsanız fazladan tiroid hormon sentezini artırırsınız.

Son olarak tiroid nodüllerinde tiroid kanserlerinin saptanması ile ilgili olarak üyesi olduğum Amerikan Endokrin Cerrahları Derneğinin geçen yıl Arizonada düzenlenen yıllık toplantısında dünyada ilk kez tarafımızdan gerçekleştirilen tiroid nodüllerinde dinamik kontrastlı MR çalışmamızı sunduk. 2007 Aralıkda Surgery mecmuasında ve Kasım ‘007 Archives of Surgery gibi yüksek impact değerlerine sahip dergilerde yayınlandı. Oldukça kabul gören bir çalışmaydı. Bununla ilgili olarak Amerikanın çeşitli eyaletlerinden, İngiltere, Fransa, Uruguay ve Hindistan gibi ülkelerdeki cerrahlardan teknikle ilgili bilgilendirme isteklerini içeren ve tebrik eden mailleri alıyorum . İngilterede yayınlanan Mediko-Onkolojik gazete tarzı bir dergi bu konuyla röportaj yaptı. Bu çalışmamızda tiroid nodüllerin de kontrastlı MR çalışmasında boya tutmayan veya boyayı hızla atan nodüllerde kanser olmadığını saptadık. Bu çok önemli bir bulguydu. Hastaları gereksiz ameliyat ve olası komplikasyonlarından koruyordu. Bugüne kadar 100 ün üzerinde nodül inceledik ve hep aynı sonucu aldık. Boya tutan yani patolojik boyama gösteren nodüllerde ise kanser olasılığı % 70 in üzerindeydi. Bu da oldukça yüksek bir orandır.

Tiroid hastaları ve guatr

Tiroidinde problemi olan, guatrlı hastalara ne gibi tavsiyeleriniz olur?

Öncelikle guatrdan korunmak için günlük yaşantımızda iyodlu tuz kullanmağa dikkat etmemiz gerekir. Sadece zehirli guatrlı olan hastalar iyodlu tuzu kullanamazlar. Tiroid hormonu kullanıyorsanız düzenli olarak her sabah aç karnına kahvaltıdan 20-30 dakika önce tek başına almağa dikkat etmelisiniz.

Diğer tarafdan tiroidinde herhangi bir problemi yumrulu veya yumrusuz guatrı olan hastaların tedavi öncesi detaylı tetkiklerinin yapılması gerekir. Görüldüğü gibi ince iğne aspirasyon biopsisi sonuçları son derece yol gösterici ve ,takib veya ameliyat gibi kararların alınmasında yardımcı olmaktadır.

Hakkında ameliyat kararı verilen herhangi bir hastanın gerçekten cerrahi tedavisinin mutlak gerekliliği konusunda tiroid hastalıklarında deneyimli uzmanın özellikle endokrinologun görüşünü almasında büyük yararı vardır. Kişi kendi için herhangi bir şey almağa karar verirken ince eleyip sık dokur. Görüş almaktan çekinmez. Hele bu işlem kendi sağlığı için oluyorsa mutlaka görüş almalıdır. Yoksa boynunu büküp ameliyat masasına yatmamalıdır. Bunu multinodüler veya tek nodüllü guatr vakaları için ifade ediyorum. Gereksiz yapılan ameliyatın hastaya faydası değil zararı dokunur. Çünkü tiroid ameliyatlarının tiroid cerrahisi ile deneyimli cerrahlarca uygulansa bile % 1 e varan komplikasyon riski bulunmaktadır.

Nodüler guatrda kanser riski % 10 gibi düşük orandadır. Hatta multipl guatr vakalarında bu oran biraz daha düşüktür. Öreneğin aralıklı zamanlarda ince iğne aspirasyon biopsisi yapılmış nodulün her iki biopsiside selim geldiğinde bu nodülde takib edilen yıllarda kanse riski % 1-5 arasındadır. Kısaca nodüllü guatr vakalarının büyük çoğunluğu selimdir. Kaldı ki tiroid kanserinin büyük çoğunluğunu oluşturan papiller ve foliküler tiroid kanserleri yavaş seyirli ve klinik sonuçları açısından yüz güldürücü olup radikal tedavi edilebilmektedir. Bu tip kanser tanısı konduğunda hemen paniğe kapılmamak gerekir. Ameliyat kararı kesinleşen hastaların cerrahi tedavilerinin de tiroid cerrahisi ile deneyimli olan cerrahlarca uygulanması gerekir.

menopoz-sonrasi-paratiroide-dikkat

Menopoz Sonrası Paratiroide Dikkat

Vücudumuzda bulunana Paratiroit bezleri esas olarak parathormon salgılıyorlar. Parathormon ise vücudumuzda kalsiyum dengesini sağlıyan hormondur.

Paratiroit bezleri 4 tanedir bazen biri ya da hepsi birdeni aşırı çalışır ve bunun sonucunda kanda parathormon düzeyi yükselir  ve hiperparatiroidi dediğimiz hastalık ortaya çıkar. Bu hormon kanda yüksek düzeyde olduğunda, kemiklerden kalsiyumu çeker ve kanda kalsiyum seviyesi yükselir. Ancak bu sırada kemikler ise kalsiyumunu kaybeder. Aç kemik sendromu denen bu durumda osteoporozun yanısıra  kemiklerde nedensiz kırılmalar da görülebilir.

Hiperparatiroidi hastalarında kanda hızla yükselen kalsiyum metabolik komplikasyonlara da sebep oluyor.  Hiperparatiroidinin klasik bulguları veya teşhisinin geç konulması, ileri hastalık evresinde rastlanan ve “kistik fibröz osteitit” diye tanımlanan bir kemik hastalığına da davetiye çıkarıyor. Sırtta, eklemlede ve kemiklerde ağrılar, halsizlik ve yorgunluk görülebilir.

Hastalıkla ilgili en önemli tablonun, sorunun seyri esnasında kişinin hiperkalsemik kriz geçirmesi olduğu belirtiliyor. Bu krizde kan kalsiyum değerleri son derece yüksek bulunuyor. Önlem alınmazsa kalp ritim bozuklukları ve koma meydana gelebiliyor. Kişilerde hastalığın tanısı, sıklıkla kanda parathormon ve kalsiyum düzeyinin yüksek bulunması ve 24 saatlik idrarda kalsiyum düzeyi ölçümüyle konuluyor.

Özellikle kadınları tehdit eden bu hastalık başka hastalıklarla karıştırılıyor. Paratiroidi hastalığının sık görülen belirtileri:

  • Ağrılı kemik ve eklemler
  • Böbrek taşları
  • Yorgunluk
  • Karın ağrısı
  • Psişik bozukluklar
  • Peptik ülser
  • Pankreatit
  • Halsizlik
  • Çok su içme
  • Sık ve gece idrara çıkma
  • Kuvvetsizlik
  • Bitkinlik
  • Sırt ağrısı
  • Kabızlık
  • Depresyon
  • Unutkanlık
  • Miyalji
  • Bulantı
  • İştahsızlık
  • Kaşıntı
  • Kalp yanması

Tedavi edilmeyen hiperparatiroidi hastalığı ise;

  • Böbrek taşı
  • Gut
  • Patolojik kemik kırıkları
  • Kilo kaybı
  • Eklemlerde şişlik
  • Kemik yoğunluğunda azalma
  • Osteoporoz
  • Duedenal ülserler
  • Gastrik ülser
  • Pankreatit
  • Dev kemik kist ve tümörleri
  • Hipertansiyon ve kardiyovasküler rahatsızlıklar
zehirli-guatr

Zehirli Guatr

Hipertiroid de iyotlu tuz kullanılmamalıdır.

Guatr ile zehirli guatr farklı şeyler mi?
Guatr denince tiroid bezinin hastalıklarının genel adı anlaşılır. Zehirli guatr ise guatrın bir tipidir, alt grubudur. Zehirli guatrda tiroid bezini aşırı çalışması sonucu kanda tiroid hormonlarının yükselmesi söz konusudur.

Türkiye’de çok fazla zehirli guatr hastası var mı?
Maalesef ülkemizde bu tip zehirli guatr vakalarına çok sıklıkla rastlamaktayız.

Zehirli Guatrı olan Hastalar size hangi şikayetlerle gelir?
Tiroid hormonlarının aşırı salınması hipertiroidizme yol açar. Tüm vücut sistemleri etkilenir Metabolizma hızlanır. Hasta hiperaktifleşir. Yerinde duramaz. Aşırı terler. Yorgunluk ve hassasiyet artar. Cildi nemli ve kadife gibidir. İştah artar. Kilo kaybı olur. Kalp çarpıntısı görülür. Isıya tahammülsüzlük vardır. Sinirlilik, gereksiz ağlama krizi olur. Barsak hareketleri artar. İshal görülebilir. Bazı tiplerinde gözlerde dışarı doğru büyüme gelişir. Ellerde titreme ve kadınlarda adet düzensizliği görülebilir. Saçlarda incelme ve seyrekleşme olur.

Tuz ayarlaması yapılması ile birlikte hasta sayısı azaldı mı?
Hipertiroide iyotlu tuz kullanılmaz. Çünkü iyotun aşırı alınması tiroid hormon sentezini artırır. Klinik tabloyu şiddetlendirir. Ancak diğer guatr tipinde yani endemik guatrda iyotlu tuz kullanılması ile azalma olmaktadır. İyotlu tuz kullanımıyla eskiden görülen büyük guatr vakalarına veya gelişme eksikliğine giderek daha az sayıda rastlanmaktadır.

Gereksiz yere zehirli guatr ameliyatları yapıldığını düşünüyor musunuz?
Zehirli guatr vakalarında gereksiz ameliyat yapılmamaktadır. Çünkü bu vakaların belli bir oranı cerrahi ile tedavi edilmektedir. Ve bu hastalar ilk gününden itibaren endokrinolog gözetimindedir. Endokrinolog tarafından tedavi tipine karar verilir. Bu tşp hastaların medikal tedavileri uzun sürelidir. Ancak bazı durumlarda örneğin medikal tedaviye cevab vermeyen, nüks eden vakalarda, kitlesi büyük olan veya soğuk nodülüde bulunan kişilerde, göz bulguları olan ve atom tedavisinin uygulanmasının uygun olmadığı vakalarda cerrahi tedavi tercih edilir.

Tedavisi diğer guatrlarla aynı mı? Yalnızca cerrahimi yoksa ilaçla tamamen düzelebilir mi?
Bu hastalığın tedavisi ilaç, cerrahi ve atom tedavisi denilen radyoaktif iyot tedavisi olmak üzere 3 çeşittir. Ama ilk tedavisi ve çoğunlukla tedavisi ilaç tedavisidir. Tekrarlayan, büyük yumrulu veya kanser şüpheli nodülü olan vakalarda ve atom tedavisin uygulanamadığı durumlarda cerrahi tedavi yapılır.

Kadında ayrı, erkekte ayrı mı seyrediyor?
Guatr genelde kadında daha sık olmakla beraber erkek de de kadında da aynı klinik seyir gözlenir.

Hastalığın belirtileriyle size gelen bir hastaya kapıdan girer girmez bakarak zehirli guatr teşhisi koyabilir misiniz?
Özellikle Basedow-Graves hastalığı olarak tanımlanan hipertiroidi vakalarında gözlerde dışarı büyüme(eksoftalmi) olur. Bu hastalarda tanı hemen konur. Ancak mutlaka laboratuvar bulgularıyla da desteklemek gerekir.

Stres zehirli guatr hastalığını etkiliyor mu?
Bazen psikolojik travma, stres hipertiroidiyi tetikler.

Neden zehirli guatr deniyor? İnsanı bir anda zehir gibi öldürebilir mi?
Tıbbi tanımlamasında hipertiroidili guatrlar toksik guatr olarak adlandırıldığından zehirli denmiştir. Ancak tiroid hormonlarının aşırı salındığı bu tip toksik guatr vakaları gerçekten de insan metabolizmasını bir nevi zehirlemektedir. Bu zehiri yılan zehiri gibi falan tanımlamamak gerekir. Metabolizmayı aşırı hızlandırmaktadır. Dolayısyla vücudumuzun tüm sistemleri aşırı çalışmakta ve gerektiğinden fazla yük altına girmektedir. Örneğin çarpıntıya neden olan bu hormonlar kalb sistemimizi aşırı çalıştırmaktadır. Normal ritmden fazla çalışan kalb yorulmaz mı? Siz bunu bir nevi zehir gibi kabul edebilirsiniz. Tedavi edilmeyen toksik guatr vakaları herşeye neden olabilir.

Hastaların cerraha gitmesi hata mı, endokrinoloğa mı gitmeli? Cerrahlar hemen ameliyat mı diyor?
Hastaların cerraha gitmesi hata değil ancak endokrin cerrahisi ile uğraşan cerrahlara danışmaları daha doğru olur. Ancak endokrin cerrahisi ile uğraşan bir cerrah olarak şunu ifade edebilirim ki bu tip hastaların mutlaka bir endokrinolog tarafından değerlendirilmesi gerekir. Tedavinin ana unsuru medikaldir. Ancak cerrahi tedavi kararında ortak hareket edilir.

Tirodi kanseri

Tiroid Kanserlerinde Global Artış

Kanser sadece ülkemizde değil dünyada da  genelde problem olan bir hastalıktır. Amerikan Kanser Derneğinin rakamlarına göre  A.B.D. de her 4 ölümden biri kansere bağlı olmaktadır. Ulusal Kanser Enstitüsü ve Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezinin 2012 yılında açıkladığı rakamlara göre sadece A.B.D. de 2012 yılında 1.638.910 yeni kanser vakası ile 577.190 kansere bağlı ölüm vakası saptanmıştır. Tiroid kanserleri ise tüm kanserler arasında kadınlarda  % 5 oranında görülerek ensık rastlanan kanser sıralamasında 4. sıraya yerleşmiştir. Ülkemizde ise kadınlarda rastlanan kanser çeşitleri arasında % 15.3 oranında olan tiroid kanserleri sıklıkta  3. sırada yer almaktadır.

Tiroid kanserlerine gelince,  A.B.D. de 2012 yılında 56.460 yeni tiroid kanseri vakası ve 1780  tiroid kanserine bağlı ölüm  saptanmıştır. Tiroid kanserlerindeki artış gelişen teknolojiye bağlı olarak genelde tiroid ultrasonografisinin yaygın olarak kullanılması ve ameliyat patolojilerinde daha sık kesit yapılmasının neden olabileceği belirtilmiştir. Zira tiroid kanserlerinde ki artış daha ziyade mortalite oranı son derece düşük olan 1 cm den küçük çaptaki mikrokanserlerde olmuştur. Geçmiş yıllarla karşılaştırıldığında tiroid kanserine daha sık rastlanmasına rağmen tiroid kanserine bağlı ölüm oranında artış saptanmamıştır.

kemik-erimesine-yol-acan-kucuk-ama-guclu-bezlerin-hastaligi-primer-hiperparatiroidi

Kemik Erimesine Yol Açan Küçük Ama Güçlü Bezlerin Hastalığı: Primer Hiperparatiroidi

Paratiroit bezleri, yerleşim olarak kişilerin yüzde 85’inde tiroit bezinin yanlarında ve arkasında, ses tellerini hareket ettiren sinire bitişik olarak sağ ve solda 2 adet olmak üzere ortalama 4 tane olarak yer alırlar. Ancak bazen bu bezlerin sayısı 3, bazen de  5-6 adet olabilir. Paratiroit bezleri kişilerin % 15 inde ise normal anatomik yerinin dışında boyunda farklı yerlerde veya göğüs kafesi içinde ön mediastende de yer alabilir. Boyutları tiroid bezinin aksine son derece küçük 5-6 mm büyüklüğünde olan paratiroit bezleri vücudun kalsiyum dengesini ayarlamak gibi önemli bir fonksiyonu gören parathormon salgısını gerçekleştirirler. Kalsiyumun kemik dokusu, sinir sistemi, kalp kasından iskelet kasına kadar tüm kas fonksiyonları üzerinde önemli etkilileri bulunmaktadır.

Paratiroit bezlerinin aşırı çalışması durumu kanda parathormon ve buna bağlı olarak kalsiyumun yükselmesine neden olur. Bazen sadece bir bez aşırı çalışır bazen iki bez  bazen de dört bezin hepsinin birden aşırı çalıştığı gözlenir. Tek bezin aşırı paratiroit hormonu ürettiği % 80 oranında rastlanan bu durumda adenomdan bahsedilir. Bu klinik tablo primer hiperparatiroidizm olarak tanımlanır. Bu bezlerin parartiroid kanserine bağlı olarak hiperparatiroidiye yol açma olasılığı son derece düşük olup % 1 dir. Batılı ülkelerde yapılan araştırmalarda 40 yaşın üzerinde her 500 kadının birinde rastlanan bu klinik tablo, kadında erkekten 4 misli daha fazla sıklıkta görülmektedir. Hiperparatiroidiye menopoz sonrası kadınlarda daha sık rastlanmaktadır. Örneğin İsveç de yapılan klinik  çalışmalarda menopoz sonrası kadınların % 2 sinde hiperparatiroidi saptanmıştır.

Primer Hiperparatiroidisi olan hastalarda  aşırı paratiroit hormonu (parathormon) yükselmesi ve buna bağlı olarak kanda kalsiyumun artması çeşitli vücud sistemlerinin etkilenmesiyle çok geniş bulgular ve belirtiler yelpazesine neden olur. Belli başlı klinik bulgularının başında yorgunluk, düşkünlük hali, bitkinlik-halsizlik, kilo kaybı, kas-eklem ağrısı, miyalji, kemik ve sırt ağrısı, aşırı su içme, gece ve sık idrara çıkma, kabızlık, depresyon, psişik bozukluklar, iştahsızlık, bulantı, kaşıntı,  ülser ağrısı, pankreatit, böbrek taşı, kemik yoğunluğunda azalma, kemiklerde erime (osteoporoz), kemik dev kistleri ve tümörleri ile  EKG de ritm bozulmaları, kalp yanması, hafızada zorlanma, unutkanlık ve uyku hali ile gelirler. Patolojık kemik kırıkları diye tanımlanan  basit kemik kırılmaları olabilir. Bazı durumlarda ise kanda kalsiyumun aşırı yükselmesi sonucu hiperkalsemik kriz ve buna bağlı olarak  koma ve kalp durması da görülebilir. Ayrıca hipertansiyon, gut, eklemlerde şişlik ve gözlerde retinada kalsiyum çökmesine bağlı bantlar gibi metabolik bozukluklar görülebilir. Bazı durumlarda hiperparatiroidi hastalarda semptomsuz da seyredebilir ve bu klinik tablo ‘asemptomatik hiperparatiroidi’ olarak tanımlanır. Bu olası klinik tabloya hastaların % 2 veya 4 ünde rastlanır. Asemptomatik hiperparatiroidisi olan hastalarda bazen sadece klinik izlem yeterli olabilir. Böyle durumlarda kanda kalsiyumun aşırı yükselmesi veya kemik harabiyetinin belirmesi halinde cerrahi tedavi gerekliliği artar. Ülkemizde D vitamini yetersizliğinin fazla olması paratiroit hormonunun yüksek saptanmasına neden olabilir. Hastada D vitamini yetersizliği varsa önce bu klinik tablonun düzeltilmesi  gerekir. Primer hiperparatiroidinin kesin sebebi bilinmemektedir. Hastaların % 25 inde genetik bozuklukların yol açtığı düşünülmektedir.

Primer hiperparatroidisi olan hastaların tanısı kanda kalsiyum ve parathormon ve 24 saatlik idrarda kalsiyum düzeylerine bakılarak konur. Bu tahliller ile hastalığın biyokimyasal tanısı gerçekleştirilir. Bilindiği gibi ortalama sıklıkta dört adet olan paratiroit bezlerinden hangisinin hasta olduğunu belirlemek için görüntüleme yöntemlerine başvurulur. Özel bir sintigrafik görüntüleme yöntemi olan sestamibi sintigrafisi ve boyun ultrasonografisi ile hastalığa neden olan bezin lokalizasyonu saptanır. Bazen sintigrafik yöntem ile bilgisayarlı görüntüleme yönteminin kombine edildiği SPECT görüntüleme metodu uygulanabilir. Böylelikle bazen normal yerleşim yerinin dışında bulunan hastalıklı paratiroit bezini örneğin mediasten (ön göğüs kafesi) içinde saptayabilmek bile olanaklıdır. Kemik yoğunluğunun ölçülmesi kemiklerde olabilecek olası yüksek parathormon salgısının yol açabileceği metabolik hasarı belirleme açısından yararlıdır.

Primer hiperparatiroidinin tedavisi  cerrahidir. Ancak paratiroit bezleri her hastada klasik anatomik yerinde olmadığı gibi, hatta bazı hastalarda göğüs kafesine kadar inebildiği gibi tiroit bezinin veya ana karotis arterinin arkasında da yer alabilir. Cerrahın bezleri nerede arayacağını ve nereye bakılması gerektiğini bilmesi; yani deneyimli bir endokrin cerrahı olması gerekir. Sıradan bir cerrahi işlem dört hastadan birinde başarısız sonuçlanır ve kanda parathormon ve kalsiyum düzeyinin yüksek seyretmesi devam eder. O taktirde daha zor olan ikincil ameliyat gerekliliği artar. Cerrahi tedavide günümüzde yeri belirlenn hastalıklı paratiroit bezleri minimal invaziv yöntemlerle yaklaşık 1,5 cm’lik bir cilt kesisinden girilerek çıkartılabilinir. Eğer paratiroit bezlerin  dördü de hasta ise yani hiperplazi dediğimiz klinik tablo söz konusuysa hastalıklı 3 bezin tamamının çıkarılması ve geride sadece bir bezin (dördüncü bezin) yarısının bırakılması bile yeterli tedaviyi sağlıyabilir. Cerrahi tedavinin ardından eğer kemiklerde hasar yüksekse ve kemik erimesi veya kemik yoğunluğunun azalması söz konusuysa hastanın kanında kalsiyum değeri aşırı derecede normal düzeyin altına düşecektir. Patolojik etken olan aşırı parthormon düzeyinin azalması kalsiyumu azalmış olan kemiklerde ‘aç kemik sendromu’ dediğimiz klinik tabloya yol açar. Kemikler kandaki kalsiyumu süratle alacaklardır. Bu durum ellerde ve dudaklarda karıncalanmalar ve uyuşmalarla, ellerde felç benzeri kasılmalarla seyreder. Böyle bir klinik tablo geliştiyse hastaya dışarıdan kalsiyum destek tedavisi gerekecektir. Paratiroit bezlerinin az çalışmasına hipoparatiroidi denir. Çok daha nadir rastlanan hipoparatiroidi, bazen herhangi bir nedenle yapılan tiroit cerrahisi sonrasında paratiroit  bezlerinin  cerrahi piyes içinde çıkarılması, veya tiroit ameliyatı esnasında paratiroit bezlerinin son derece narin olan damarlanmasının bozulması sonucu da görülebilir.

Paratiroit cerrahisinin en önemli komplikasyonu % 1 den daha az sıklıkta rastlanabilinen ses kısıklığıdır. Bu komplikasyonun olasılığı ikincil girişimlerde daha da artar. Sonuç olarak ülkemizde de giderek artan sıklıkta görülebilen primer hiperparatiroidinin paratiroit cerrahisinin deneyimli merkezlerde deneyimli cerrahlar tarafından gerçekleşitirilmesi gerekir.

kanda-kalsiyum-yukselmesi-paratiroidi-habercisi

Kanda Kalsiyum Yükselmesi Paratiroidi Habercisi

Paratiroidi hastaları uzaktan bakınca anlaşılır mı?
Bu hastalara uzaktan baktığımızda hasta oldukları anlaşılmaz. Vücudun şekline direk yansıyan belirgin bir işaret yoktur.
Paratiroidi hastalarında paratirodi bezi aşırı çalışır ve bunun sonucunda kanda parathormon artar. Bu hormonun yüksek düzeyde olması ise kemiklerden kalsiyumu çeker ve kanda kalsiyum seviyesi yükselir ancak kemikler ise kalsiyumunu kaybeder. Biz buna aç kemik sendromu diyoruz.

Paratiroid hastası Türkiye’de çok mu var?
Batılı ülkelerde yapılan çalışmalarda her 400-600 kadında bir sıklıkta ve yine kadında erkekten 4 misli daha fazla görüldüğü gözlenmiştir. Bizde vücut sağlığı olarak aynı kategoride olduğumuzdan ülkemizde de bu hastalığın aynı sıklıkla olabileceğine inanıyorum. Menopoz sonrası kadınlarda daha sık rastlanmaktadır. İsveç de yapılan çalışmalarda menopoz sonrası kadınların % 2 sinde hiperparatiroidi vardır.

Paratiroidinin beslenmeyle ilişkisi var mı?
D vitamini yetersizliği paratiroid bezlerinin fonksiyonunu etkilemektedir. Güneş ülkesiyiz ama güneşden yeterince yaralanabiliyormuyuz? Yetersiz protein beslenmesi olduğu gibi ve karbonhidratlı beslenmeyi seviyoruz. Buğday çocukları gibiyiz. Beslenme biçimimiz de bu hastalık için bir neden olabilir.

Paratiroid ile hiperparatiroidi aynı şey mi?
Paratiroid parathormonu salgılayan endokrin bezinin adıdır. Tiroid bezinin yanında ve arkasında yer alan, genelde 4 adet olan ve çapının ortalama 5 mm olduğu mercimek büyüklüğünde bir bezdir. Bu bezin aşırı çalışması ise hiperparatiroidi dediğimiz soruna neden olur.

Paratiroid, tiroidle aynı şey mi? Vücudun neresinde bulunur?
Hayır aynı şey değildir. Tiroid bezinin arkasında ona bitişik olarak yer alır. Ortalama 4 adettir. Bazen 3 bazen de 5 veya 6 adet olabilir. Tiroid bezinin hemen arkasında ona ve ses tellerini hareket ettiren sinire bitişik olarak sağda 2 ve solda 2 adet olmak üzere yer alırlar. İnsanda çoğunlukla ( % 85 oranında) 4 adet olan paratiroid bezleri bazen 3 veya 2 bazende 5 veya 6 adet olabilirler.

Hiperparatiroid neden olur?
Primer hiperparatiroidinin kesin sebebi bilinmemektedir. % 25 hastada genetik bozukluk yani mutasyonların yol açtığı düşünülmektedir. Bazen 4 bezin sadece 1 i bazen ikisi bazen de 4 ü birden hastalanır. Tedavisi cerrahidir. Hasta bezin çıkarılması esasına dayanır. Tek veya çok bez çıkarılır. Kanda parthormon düştüğü gibi kalsiyum değerleri düşer. Patolojik etken olan aşırı parthormon düzeyinin azalması kalsiyumu azalmış olan kemikler -ki bunlara “aç kemik” denir- tarafından kalsiyum kandan emilir.

Hastalar size hangi şikâyetlerle gelir?
Bu hastalar aşırı parathormon yüksekliği ve buna bağlı kanda kalsiyumun yükselmesi sonucu; yorgunluk, halsizlik, kas eklem ağrısı, kemik ve sırt ağrısı, aşırı su içme, gece ve sık idrara çıkma, kabızlık, depresyon, iştahsızlık, bulantı, kaşıntı, ülser ağrısı, pankreatit, böbrek taşı, kemiklerde erime, kemik kisti ve tümörleri, EKG de bozulma, kalp yanması, hafızada zorlanma ve uyku hali ile gelirler. Patolojik kemik kırıkları (basitçe kemiğin kırılması) olabilir. Bazen hiperkalsemik kriz sonucu koma ve kalp durması da görülebilir.

Hiçbir tetkikte göremeyip yine de ameliyata karar verdiğiniz vakalar oldu mu?
Bu tip hastalarımız oldu çünkü lokalize edilemeyen hiperparatiroidi durumunda en iyi lokalizasyon tetkik yöntemi deneyimli endokrin cerrahıdır. Bu tip cerrah paratiroid bezinin olası yerlerine bakarak 4 bezi bulur. Böylelikle hastalıklı beze ulaşır.

Sizce bu tip ameliyatlar için doktorun en iyi olduğu yaş hangi yaştır, neden?
Cerrahi deneyim zamanla olgunlaşır. Vakaların çok sayıda yapılması özellikle paratiroid gibi cerrahilerde önemlidir. 45 -50 li yaşlar deneyimin üst düzeyde olduğu, cerrahi yetinin ve analizin tam olgunlaştığı dönemdir.

Tiroid hastalarının cerraha mı yoksa endokrinoloğa mı gitmeleri ilk adım olarak daha önemli?
Tiroid hastalarının öncellikle endokrinolog tarafından görülmesi ve değerlendirilmesi gerekir. Cerrahi kararı verilecekse endokrin cerrahı ile konsülte edilebilir.

Tiroid ameliyatları gereksiz mi yapılıyor? Gereksiz yere fazla operasyon yapıldığını düşünüyor musunuz?
Ülkemizde yılda 100 bin civarında tiroid cerrahisi uygulanıyor. Tiroid kanserine ise bu sayının sadece % 5 inde (5000 vaka) rastlanıyor. Geriye kalan 95 bin vakanın cerrahi gerekçesine bakmak gerekir. Evet bazen zehirli guatr vakalarında, multi nodüler guatrlarda cerrahi tedavi uygulanır. Ama yine de tiroid ameliyatlarının çoğunun gereksiz yere fazladan yapıldığına inanıyorum. Onun için tiroid hastalarının genel cerrahtan ziyade endokrinolog tarafından değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum. Tiroid kanserinden korkmamak gerektiğine, ultrasonografi eşliğinde yapılacak iğne biopsisiz – ancak çapı 3-4 cm üzerindeki nodüller hariç – ameliyat kararı verilmemesine inanıyorum.

Göz, kbb, diş vb. doktorlara gidip de size yönlendirilen hastalarınız var mı?
Elbette oluyor. Hiperparatiroidi olan hastalarda aşırı kalsiyum yüksekliği gözde kornea yanında bant şeklinde keratopati yapar. Dikkatli göz hekimi eğer bu bant varsa şüphelenip hastasını ileri tetkik için yönlendirir.

Paratiroidi’nin teşhisi çok mu zordur? Check up larda ortaya çıkıyor mu?
Hiperparatiroidi tanısı zor değildir. Check uplarda Kan kalsiyumuna bakılması halinde eğer yüksek bulunursa mutlaka parathormona bakılması gerekir. Diğer taraftan bahsettiğimiz klinik bulguların varlığında da paratiroidi yönünden incelemek gerekliliği doğar. Bu tip hastaları mutlaka endokrinolog veya endokrin cerrahı ile konsülte etmek gerekir.

En çok hangi hastalıkla karışıyor?
Hiperparatiroidinin bulgu ve belirtileri çok yaygındır. Geniş bir yelpaze oluşturur. Vücudun tüm sistemleri etkilendiğinden bir çok hastalıkla karışabilir. Örneğin aşırı kalsiyum yüksekliği mide asidini artırır. Peptik ülsere, pankreatite neden olabilir. Sırt, eklem ve kemik ağrıları miyaljilerle romatizmal hastalıklarla kolaylıkla karışabilir. Böbrek taşına neden olabilir. Yüksek kalsiyum değerleri psikolojik rahatsızlığa neden olabilir.

Paratiroid görüntüleme tekniklerini yanıltabilir mi?
Paratiroid bezleri ultrasonografi ve sintigrafi ile lokalize edilebilir. Deneyimli radyolog veya nükleer tıp uzmanı doğru yorumlayabilir. Yoksa çok kolaylıkla lenf bezi veya tiroid nodülü ile karışabildiği gibi normalde bulunması gereken yerin dışında bulunan paratiroid bezi görüntülenmeyebilir.

Hiperparatiroidinin tedavisi kolay mıdır? Ömür boyu ilaç alımı gerekir mi?
Tedavisi cerrahidir. Hastalıklı olan paratiroid bezi veya bezleri çıkarılır. Kalsiyum ve parthormon düzeyleri normalleşir. Bazen kemiklerde harabiyetin fazla olması aç kemik sendromu denilen tabloya neden olur. Kemiklerde kanda kalsiyumu emerler. Bu nedenle cerrahi tedavi sonrası kalsiyum ve D3 vitamini verilmesi gerekebilir. Ameliyat sonrası kalıcı hipoparatiroidi olduğunda parathormonunun yetersiz salınımı söz konusudur. Dolayısıyla kan kalsiyum değeri de düşer. Bu nedenle ömür boyu kalsiyum ve D vitamini replasmanı ihtiyacı doğar.

Paratiroidi görmeden ameliyat yapar mısınız?
Eğer klinik ve biyokimyasal olarak hiperparatiroidi tanısı konmuşsa deneyimli endokrin cerrahları bu tip ameliyatları görüntüleme olmadan yapabilirler. Öncelikle paratiroidin anatomi ve embriyolojisinin iyi bilinmesi gerekir. Deneyimli bir cerrah, 4 adet olan paratiroid bezini normalde bulundukları yerlerde veya olası farklı yerlerde saptayabilir ve patolojik olan bezin alınmasını sağlar.

Paratiroid bezini tarif eder misiniz? Neye benziyor?
Paratiroid bezleri normalde 5-6-7 mm boyutunda yumuşak kıvamlı bezelye tanesi şeklindedir. Rengi sarımsı kahverengindedir. Patolojik bez çapı artmış, kıvamı sert ve rengi koyulaşmıştır. Deneyimli endokrin cerrahı rahatlıkla patolojik bezi normal bezden ayırt edebilir. Sarımsı renkteki bu bezler insan da gelişimi esnasında her zaman klasik yerlerinde görülmeyebilirler. Vakaların % 20 sinde bu bezleri embriyolojik olarak boyunun farklı bölgelerinde yemek borusu, damarlar çevresi gibi veya göğüs kafesi içinde de saptayabiliriz. Embriyolojik ve anatomik özelliklerinin iyi bilinmesi cerrahi tedavi şansını artırır. Deneyimli endokrin cerrahları klasik yerleşim göstermeyen hastalıklı paratiroid bezlerini olası farklı yerleşim bölgelerine bakarak bulabilirler. Paratiroid bezinin hastalığında yani hiperparatiroidi durumunda hastaların % 80 inde tek bez hastalığı adenom söz konusudur. Kanserine son derece seyrek olarak % 1 oranında rastlanır. Geriye kalan % 19 hastada ise 2 , 3 veya 4 bezin hastalığı olabilir.

Parathormonun düşük olması hangi belirtileri verir?
Parathormon salgılanmasının eksiliği veya hedef organların parathormona direnç göstermesi sonucu hipoparatiroidi görülür. ailevi olabildiği gibi baş boyun veya tiroid cerrahisi sonucu cerrahi komplikasyon olarak gelişebilir. Örneğin guatr veya tiroid kanseri nedeniyle gerçekleştirilen ameliyatlardan sonra hipokalseminin görülmesi paratiroid hormonunun bezlerinin zedelenmesi sonucu geçici veya kalıcı eksik salgılanmasına bağlıdır. Belirtilerine gelince; hipokalseminin neden olduğu nöromusküler uyarılma bulguları ortaya çıkar. Ağız çevresinde, ayak ve el parmak uçlarında karıncalanma, uyuşma görülür. Adale krampları ve bunu devamında ellerde kasılma, ebe eli görünümü gelişir. Gırtlakta, bronşlarda spazm veya tetani (kasılma nöbeti) saptanır.

Kalp krizinden ölme nedenleri arasında paratiroidi anlatır mısınız? Rakamlar varsa kullanabilir miyiz?
Bu hastalarda kalp-damar hastalıkları ve kanser görülme olasılığının arttığını destekleyen çok sayıda bilimsel çalışma bulunmaktadır. 1958 ve sonrasında 1981 ve 1990 lı yıllarda yapılan çalışmalarda hipertansiyonun hiperparatiroidisi olan hastalarda genel popülasyona göre 2 misli daha fazla görüldüğü saptanmıştır. Hipertansiyon ve hiperparatiroidisi olan kişilerde kardiyovasküler hastalık ve inme riskinin anlamlı olarak fazla olduğu gözlenmiştir. Aynı şekilde bu kişilerde yüksek ölüm oranı saptanmıştır. Ancak hastalıklı paratiroidin çıkarılması ile hipertansiyonda düzelme vakaların çoğunluğunda gözlenmemiştir. Buna mukabil hipertansiyonda vakaların % 20-50 sinde düzelme olduğunu belirten çalışmalarda vardır.

Kardiyovasküler rahatsızlıklar bu hastalarda ölümlerin büyük nedenini oluşturmaktadır. Özellikle sol ventrikül hipertrofisi insidansı artmıştır. 1991 Göteburg çalışmasında kanserlere bağlı ölüm oranı hiperparatiroidisi olan hastalarda anlamlı yüksek bulunmuştur. Örneğin bu hastalarda pankreas kanserine anlamlı olarak sık rastlanmıştır. Hiperparatiroisi olan hastalarda ölüm nedenlerine bakıldığında kardiyo vasküler rahatsızlıklar % 50-68 inden sorumlu iken habis hastalıkların ise % 6- 25 inden sorumlu olduğu belirlenmiştir. Malign hastalıktan ölüm hastalığın gözlenme süresi arttıkça artmaktadır.

İyodlu Tuz

İyodlu Tuz

WHO tarafından ülke nüfusunun % 10 unundan fazlasında tiroid rahatsızlığı olan bölgeler endemik guatr bölgeleri olarak kabul edilmektedir. Ülkemizde endemik gutar bölgesi olarak kabul edilmektedir. Bunun ana nedenlerinden biri  iyod yetersizliğidir. İyod organizmamız ve  tiroid hormonu sentezi için önemli bir elemandır, Besinlerleve sularda yeterli olmayan iyodun  alımının kısıtlanması iyod yetersizliğine yol açar. İyod yetersizliğinin nihai sonucu tiroidin hormon yapmak için çok çalışarak büyümesine yol açar.

Gida yoluyla en basit alımıda tuzla olmaktadır. Bu nedenle tuzların iyodlanması ile kişilerin endemik guatr bölgelerinde yeterli  iyod alması sağlanmıştır. Soframızda beslenirken mutlaka iyodlu tuzu kullanmalıyız. Ancak iyodlu tuz hipertirodi olarak tanımladığımız zehirli guatr varlığında kullanılmaz. Kontrendikedir. Çünkü fazla iyod alımı zaten kanda yüksek miktarda bulunan tiroid hormonlarının alınan fazla iyod sonucu tiroidde aşırı hormon sentezini tetikleyerek artmasına yol açar. Zehirli guatr vakaları iyod alımından sakınmalıdır. Örneğin içilen vitaminlerde veya öksürük şuruplarında iyodür  olamasına dikkat edilmelidir. Ayrıca nodüler (yumru) yapıdaki guatr vakalarında veya tiroid hormonu kullananlarda  iyodlu tuz kullanılmaz. Yerine kaya tuzu tercih edilir. Hashimato tiroiditi olanlar iyodlu tuz kullanması tavsiye edilmez.

İyodlu tuz kullanılması ile Batılı ülkelerde (ABD gibi) endemik guatr kaybolmuş ve anaplastik ve foliküler kanser gibi agressif tiroid kanserleri  azalmıştır. Buna karşılık Hashimato  tiroiditi ve iyi farklılaşma gösteren papiller tiroid kanserinde artış görülmüştür. Ancak iyodlu tuz kullanımı koruyucu hekimlik açısından önemli ve gereklidir.

Deniz tuzu ise  sofra tuzunun aksine rafine edilmemiş ve doğal mineraller içeren tuzdur. Deniz tuzunun kimyasal bileşimi, insan kanındaki tuzla büyük benzerlik taşır. İnsan kanında yer alan değerli madensel tuzlar, deniz tuzunda da mevcuttur.Kaya tuzu  da büyük parçalar şeklinde tuz madenlerinden çıkarılan ve rafine olmayan tuzdur.  Ancak iyod profilaksisinde iyodlanmış tuz tercih edilir.

Tiroid Ameliyatı Komplikasyonları

Tiroid Cerrahisi Sonrası Olası Komplikasyonlar ve Bunlardan Korunma

Günümüzde tiroidektomi girişimi tiroid bezinin tek veya iki taraflı çıkarılması ameliyatı oldukça sık gerçekleştirilen bir cerrahi girişimdir. Total tiroidektomi sıklıkla tiroid kanserlerinde, zehirli guatr veya çok sayıda nodül içeren multinodüler guatr vakalarında uygulanmaktadır.

Tiroid ameliyatı kolaydır deyip önemsememek olmadığı gibi ameliyatı yapacak cerrahın ‘ben yaparsam komplikasyon olmaz’ sözüne kanmamak gerekir çünkü bu tür ameliyatların dünyanın neresinde olunursa olsun tıp literatürüne girmiş ve sürekli bahsedilen cerrahisine bağlı günlük aktivasyonu engelleyen veya önemli derecede  etkileyebilen  komplikasyonları görülmektedir. Bu tip komplikasyonların ne olacağının ameliyat öncesi bilinmesi ve ameliyatı gerçekleştirecek cerrah tarafından hastaya anlatılarak bilgilendirilmesi  gerekir. Onun için dir ki tiroid hastalıklarında gereksiz cerrahi girişimlerden kaçınmak gerekir. Cerrahi girişim gerektiğinde de yeterli cerrahi teknikle ve endokrin cerrahisinde deneyimli cerrahlar tarafından uygulanması doğru olur.

Tiroid ameliyatlarından sonra görülebilen en önemli komplikasyonlar: kanama, kalıcı veya geçici ses kısıklığı veya yorgunluğu, geçici veya kalıcı kalsiyumun kanda normalin altına düşmesidir (hipokalsemi). Daha seyrek olarak enfeksiyon, seroma denilen lenf sıvısının birikmesi, etraf organlara yapışıklık gösteren tiroid kanseri veya göğüs kafesine uzanan guatr vakalarında akciğer boşluğunda hava birikmesi, yemek veya nefes borusu yaralanması, lenf sıvısı kaçağı gibi komplikasyonlar görülebilir.

Kanama ameliyatların % 1 inden azında görülebilir. Sıklıkla ameliyattan 1-2 saat sonra hematom şeklinde kan birikmesine rastlanır. Bazen bu hematomlar az miktarda olduğunda artma olup olmaması yönünden takip edilebilir. Müdahale gerekmeyebilir. Ancak hastaların büyük çoğunluğunda nefes borusuna bası yaparak nefes darlığı ve nefes alma sıkıntısına yol açabilir. Hemen müdahale edilrek boşaltılır ve kanama kontrolü yapılır. Günümüzde damarları mühürleyip kesen cihazların yaygın kullanılmasıyla kanama gibi komplikasyonlara giderek çok seyrek rastlanmaktadır.

Ses kısıklığı veya ses yorgunluğu kişiyi oldukça etkileyen önemli bir komplikasyondur. Özellikle sesini işinde mutlak kullanmak zorunda olan kişilerde özellikle avukat, öğretmen, müzisyen, spiker, şarkıcı veya tiyatro sanatçısı gibi mesleği olanlarda son derece önemli bir komplikasyondur. Tiroid bezinin arkasında ses tellerimizin hareketini sağlıyan önemli iki taraflı alt laringeal sinir yer alır. Bu sinir cerrahi girişim esnasında yaralanabilir. Ancak cerrahi işlem dışında ameliyat yerindeki  iyileşme anındaki bağ dokusu artışı (fibrozisler), dokuların çekilmesi sırasında sinirin gerilmesi, kanama  durdurucu elektrokoterlerin veya diğer cihazların yaydığı ısı sonucu gelişen termal hasar, ameliyathane ısısı, viral enfeksiyonlar veya anestezi tübünün basısı bu sinirlerde geçici veya kalıcı mikrobik olmayan iltihablanmalara (nörit) dolayısıyla ses kısıklığına yol açabilir. Geçici ses kısıklığı % 5-6 oranında görülürken bu komplikasyonun kalıcı olma olasılığı % 1 civarındadır. Geçtiğimiz ay Antalyada düzenlenen 6. Ulusal Endokrin Cerrahisi Kongresinde davetli konuşmacı olarak bulunan Harvard Üniversitesi Endokrin Cerrahisi Bölümünden  Prof.Dr. Gregory Randolph ses kısıklığına neden olan sinir felcine özellikle total tiroidektomi ve orta boyun lenflerinin de alındığı ameliyatlardan sonra kalıcı olarak % 2 oranında rastladığını ifade etmiştir. Nüks etmiş veya ikinci defa cerrahi girişim yapılacak hastalarda bu komplikasyonun olasılığı daha da artar.

Ses kısıklığı geliştiğinde bunun kalıcı olduğundan bahsedebimek için en az 6 ay bazen 1 yıl beklemek gerekir. Bazen birkaç gün ile birkaç hafta arasında da ses kısıklığı düzelebilir. Ses yorgunluğu üst laringeal sinirin yaralanması sonucu gelişebilir. Ses yorguluğunda hasta normal konuşrken bir müddet sonra sesinde azalma veya kısılma gözlenir. Bu tip komplikasyona % 5 oranında rastlanmaktadır. Bu komplikasyondan kaçınmak için sinirin izlediği anatomik yolun iyice belirlenmesi gerekir.

Ses kısıklığının az oranda veya hiç görülmemesi için bazı tedbirler alınır. Ameliyatlarda mikroskop (loop) uygulanması ve sinirlerin özel elektrodlarla monitorize edilmesi bu komplikasyonun görülme olasılığını özellikle ikinci defa uygulanacak ameliyatlarda azaltır. Ancak herşeyden önce önemli olan bu tip cerrahilerin tiroid cerrahisinde deneyimli cerrahlar tarafından gerçekleştirilmesidir.  İtalya ve Almanyada yapılan çok merkezli yaklaşık 30.000 vakayı içeren iki ayrı çalışmada sinirlerin ameliyat esnasında özel elektrodlarla monitorize edilerek izlenmesinin ilk girişim yapılan vakalarda eğer cerrahi girişim tiroid cerrahisinde deneyimli cerrah tarafından yapılyorsa çok fazla katkı sağlamadığını ortaya koymuşturr. Buna mukabil ikinci girişim yapılan vakalarda ise önemli derecede yararı olmuştur.

Hipokalsemi kanda kalsiyumun normal değerinin altına düşmesidir. Bunun sonucu ellerde, dudaklarda uyuşma ve karıncalanma, yüzde dudak kenarında çekilme hatta kalsiyum değerinin çok düşmesi halinde ise ellerde kasılma gelişebilir. Ağız veya damar yoluyla kalsiyum ve d vitamini verilmesi ile klinik tablo düzeltilir. Bu komplikasyonun geçici olma olasılığı % 0.3-49 iken kalıcı olma olasılığı ise  % 1-3  dür. Geçici olma olasılığının yüksek olması cerrahi girişim esnasında kalsiyum dengesini sağlıyan ve parathormon salgılayan yaklaşık bezelye büyüklüğündeki  4 adet olan paratiroid bezlerinin damarla beslenmelerinin geçici olarak bozulmasına bağlıdır. D vitamini yetersizliği olan kişilerde bu komplikasyon daha sık ve klinik olarak bulgu yönünden daha şiddetli olabilir. Daha sonra beslenmeleri düzelen paratiroid bezleri normal fonksiyonunu görmeğe devam eder. Ancak % 1-3 vakada bu komplikasyon  kalıcı olabilir.

Tiroid ameliyatlarından sonra yarada görülen komplikasyon olmayan ancak yara iyileşmesinin yarattığı bir problem olan yara izi (skar) estetik açıdan kişiyi rahatsız eden bir durumdur. Tiroid ameliyatı geçiren hastaların % 1 inde kelloid diye tıbben tanımlanan halk arasında et kabarması diye bilinen yara izi ile ilgili problem görülebilir. Bu durum sıklıkla genetik veya kişiye özgü aşırı yara iyileşmesinin sonucu ortaya çıkar. Bazen dışarı büyüme tarzında ciltte yara yerinde kalınlaşma bazende içeri büyüme sonucu konuşurken veya yutkunurken cildde çekilme olur. Ameliyatlardan sonra  ilk 6 ay içinde lokal bazı steroid veya silikon içerikli merhemlerin kullanılması ile kısmen önlenmeğe çalışılır.