Ailevi Tiroid Kanserlerinin Görülme Sıklığı Nedir?

Tiroid kanserlerinin örneğin, papiller tiplerinin % 10 ailevi olma olasılığı vardır. Bunları DNA testleri ile saptamak mümkündür. Özellikle medüller tip tiroid kanserlerinin ailevi olanlarının günümüzde çok kolaylıkla ve yaygın bir şekilde tanısı genetik testlerle konmaktadır.

1994 yılında eş zamanlı ABD ve İsveç’ de yapılan genetik araştırmalar sonucu 10. (onuncu) kromozomda lokalize olan bir tiroid kinaz reseptörünü kodlayan ret protoonkogeninde ortaya çıkan noktavi mutasyonların ailevi medüller tiroid kanserine yol açtığı gösterilmiştir. Mutasyonla mevcut olan bir proteinin başka bir proteine değişmesi böylelikle dizinde farklı bir yansımaya neden olur. Böylelikle farklı bir protein oluşması örneğin, arginin proteinin, sisteine dönüşmesi gibi değişiklikler medüller tiroid kanserlerine yol açmaktadır.

İlk defa 1994 ylında ret protoonkogenin medüller tiroid kanserlerinden sorumlu olduğunun saptanması üzerine hasta aileleri ve yakınları bu genetik mutasyonu taşıyıp taşımadığına göre taranmaktadır.

Ülkemizde de ilk defa 1997 de Alman Kanser Vakfı ile oluşturulan bir fon aracılığı ile bu tip ailevi kanser vakalarının taramasını ilk kez gerçekleştirdim. Geçmişte medüller tiroid kanseri olan bir kişi saptandığında bunun ailevi olup olmadığını anlamak için aile bireyleri anne, baba, kardeşleri, evliyse çocukları bu kanserin salgıladığı hormon olan kalsitoninin salgılanıp salgılanmadığına bakılarak ya da uyarıcı testler yapılarak kalsitonin kandaki düzeyinin patolojik değerlere çıkıp çıkmadığı saptanarak aile bireylerinin bu kanserin taşıyıcısı olup olmadığına karar verilirdi. Diğer bir ifade ile eğer kişi örneğin, medüller tiroid kanserine yakalanmış ve bu nedenle ameliyat edilmişse; iki veya üç çocukları da varsa bu çocuklar her yıl kanlarında kalsitonin düzeylerine bakılarak ya da özel uyarılmış testlerle kalsitonin düzeyleri taranarak takip edilirlerdi. Kalsitonin yüksek ise medüller tiroid kanserinin geliştiği ön görülerek taşıyıcılar ameliyat edilirdi. Bu uyarıcı testler oldukça komplikasyonlu olup taşikardi, yüzde kızarma, kalp ritminde bozukluklar ve hatta kalp durmalarına kadar uzanabilen komplikasyonlu işlemlerdi. Kabul edersiniz ki “0”yaşından başlayarak 30 yaşına kadar bu testleri yapmak oldukça zorluk arz ediyordu. Özellikle de çocuk hasta grubunu ele aldığınızda güçlüğü anlamak daha da kolaylaşır.

Genetik mutasyonların taranarak saptanmasının klinik uygulamaya geçmesiyle birlikte örneğin, kişi medüller tiroid kanseri ise o zaman o hastanın kanında ret onkogeninde herhangi bir bozukluk olup olmadığı araştırılır. Eğer hasta bu gen mutasyonuna sahip ise vaka ailevi bir vaka kabul edilir. Otozomal dominant geçtiğinden örneğin genetik mutasyonu taşıyan bir kişinin çocuklarında ortaya çıkma olasılığı % 50 dir. Bu durumda o hastanın varsa kardeşleri, annesi, babası veya evliyse çocukları aynı gen mutasyonu yönünden alınan kan örneklerinden DNA testi ile bu mutasyonu taşıyor olup olmadığı saptanır. Taranan kişi bu mutasyonu taşıyorsa o takdirde bu kişide medüller tiroid kanserinin tiplerine göre bazen 1 yaşında bazen 10, bazen de 30 yaşına kadar medüller tiroid kanseri yüzde yüz ortaya çıkacaktır. Bu nedenle hedef organ olan tiroid bezi daha henüz medüller tiroid kanseri gelişmeden ve kanda kalsitonin düzeyleri yükselmeden total olarak alınarak diğer bir ifadeyle koruyucu tiroidektomi yapılarak medüller tiroid kanseri gelişmesi engellenmiş olur. Böylece medüller tiroid kanseri için hedef organ olan tiroid bezi alınır.

Bizde 1997 yılında başlayan ilk taramadan sonra günümüzde artık gerek Üniversiteler ve Sağlık Kuruluşlarında gerekse de özel laboratuvarlarda bu genetik taramalar yapılabilmektedir. Dünyada bu şekilde taranmış ailelerden 600’e yakın çocuk ameliyat edilmiştir. Euro-Men dediğimiz bu genetik bozukluğu taşıyan hastalar Avrupa grubu içinde toplanmakta ve klinik seyirleri ve takipleri her yıl değerlendirilerek düzenli raporları yayınlanmaktadır. Ülkemizde genetik mutasyon taşıyan 14 çocuğumuzu koruyucu tiroidektomi ameliyatı yaparak tedavi ettim. Yaklaşık 10 yılı aşan takipleri olan çocuklarımızda şu ana kadar medüller tiroid kanseri ile ilgili herhangi bir nükse rastlamadım. Gerek dünyada gerekse ülkemizde böyle koruyucu tiroidektomi ameliyatı ile tedavi edilmiş çocukların da yapılan takiplerinde her hangi biri kaybedilmemiş ve nüks de görülmemiştir. Bu tedavi şimdiki aşamada bir genetik tedavi değildir. Ancak genetik araştırmaların yol göstermesiyle yapılan koruyucu bir tedavi şeklidir. Gelecekte umarım ve inanıyorum ki, bu genetik mutasyonların aslında olması gereken yerde başka bir proteinin bulunması daha fetüs evresinde bloke edilerek tedavi edilecek veya proteinin doğru yerde olması sağlanabilinecektir. Örneğin, 634 nolu kodonda arginin proteininin bulunması gerekirken sisteinin bulunması (bir mutasyon sonucunda) medüller tiroid kanserine neden olabilmektedir. İleride yapılacak genetik çalışmalarla belki de bu protein sentezinin durdurulması ya da anne karnında bu nokta mutasyonlarının değiştirilmesi ve tedavisi ile medüller tiroid kanseri engellenebilecektir.

Günümüz teknolojisi içerisinde bu uygulamaları yapmak mümkün değil mi?

Bugün bu tip işlemler henüz mümkün olmamaktadır. Ancak genetik olarak bazı lösemi vakaları için genlere yönelik vektöryel uygulamalar var ama tiroid için henüz bu ge